Birşey mi aramıştın? :)

13 Aralık 2016 Salı

Feminizm ?

Feminizm ve Uluslararası İlişkiler

 Öncelikle belirtmeliyim ki feminizm kadının üstünlüğünü değil, kadın-erkek arasındaki siyasal, ekonomik ve toplumsal eşitliğini savunan bir yaklaşımdır. Ayrıca; kadınların yalnızca kadın olmaktan dolayı karşı karşıya oldukları baskı ve ezilmeyle ilişkisini inceleyen bir teoridir. Her sınıftan, ırktan, ulustan ve dinden kadının bu sorunlarla karşılaştığını belirtmekdir.


 Tarihsel olarak üç dalgada incelenen bu yaklaşımdan ilk olarak Mary Wolstonecraft, 18. yüzyılda bahsetmiştir.Feminizmin tarihi üç dalga olarak ele alınmış ve bu üç dalgayı da farklı kuramlar şekillendirmiştir. Günümüze kadar gelen teori bu süreçte sürekli bir gelişim ve değişim içerisinde olmuştur.

 İlk Dalga (Liberal) Feminizm:

 Bu dalga genel olarak oy hakkı, eğitim ve mülkiyet hakkı taleplerini kapsayan dönem olmuştur.Bu taleplerin gerçekleşmesi için verilen mücadeleler sonucu kadınlar ciddi kazanımlar elde etmişlerdir. Bunlara örnek olarak;
-Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde aralarında ABD, İngiltere, Almanya ve Rusya’nın da olduğu 21 ülkede kadınlara oy hakkı koşulsuz verilmiştir.
-Fransa’daki feministler ise, kızların eğitimi, ücret eşitliği ve kadınların devlet memurluğuna girmesi için verdikleri mücadelede büyük zaferler elde etmişlerdir.
-Bir yabancı ile evlenen kadınların milliyetlerini koruyabilme yasası çıkarıldı.

İkinci Dalga (Radikal ve Marksist) Feminizm:

 İlk dalganın özel alana hiç girmemesine karşılık bu dalga genel olarak “özel alan politiktir” sloganı etrafında şekillenmiştir. Yani bu dönemde artık ev içine girilmiş evdeki eşitsizlikler üzerinde durulmuştur.Ev içinde iş bölümü, cinsellik, aile içi şiddet radikal feminizmin, ataerkil sistemin önemli parçaları olarak gördüğü alanlardır. Kadınlar ucuz işgücü olarak katıldıkları ekonomik hayatın bütün sıkıntılarına katlandıkları ve devrimsel mücadelede yer aldıkları halde erkeklerle eşit haklara sahip olmadıklarını görünce “Kadının idam sehpasına çıkma hakkı varsa, kürsüye çıkma hakkı da olmalıdır.” diyerek toplumsal ve siyasal haklarını savunmuşlardır.

 Üçüncü Dalga (Postmodern) Feminizm:

 Genel olarak bu dönemdeki varoluşçu, post yapısalcı ve psikanalist yaklaşımların etkisi altında kalmıştır. Bu dönemde kadınların ezilme nedenlerinin farklı olduğu yaklaşımından yola çıkılarak teori bu farklılıkların dile getirilmesi esası üzerine şekillenmiştir. Kadınların kendini sadece erkeklere beğendirmesi gereken bir obje değil, kendini değerli ve özel hissetmesi gerektiğini vurgular.Ve bu yönde ilerlemiştir.

 Türkiye'de Feminizm

 Türkiye'de 1980'li yıllarda başlamış ve devam etmiştir, kendi seslerini çıkarabilecekleri bir platform hazırlamışlardır, bu alanda kadınların mücadelesinde  toplumsal bir ivme kazanmış olmaları önemlidir.
 Oy hakkının yanında bir çok hak çıkarılmıştır. 1895 ile 1908 yılları arasında 'Hanımlara Mahsus Gazete' aralıksız 15 sene yayınlanmıştır, tam 614 sayı çıkmıştır. Bu gazetede Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Rasim gibi önemli yazarlar da vardı. Esas kadro ise kadınlardan oluşuyordu ve kadınlar mahlas kullanmak zorunda kalmıyor özbeöz kendi kimlikleriyle yazı yazıyorlardı.
 Ne var ki, toplumda cinsiyet ayrımcılığı konusundaki duyarlılığın artmasına karşın, veriler, hem kadınların statüsünde hem de toplumun ve kültürün yapısında fazla bir değişiklik olmadığını ortaya koyuyor. Günümüzde kadın cinayetleri giderek artmakta ve karşı çıkılmasına rağmen engellenememektedir. Özellikle son döneme gelirsek, kasım ayı dahil olmak üzere 2016'da tam 300 kadın öldürülmüş bulunmakta. Hem Türkiye'de hem de dünya'da yüzlerce kadın bir hiç uğruna ölmektedir. Fakat her şeye rağmen direnen kadınlar kazanacak!


Hazırlayan: Sümeyra Altun

5 Aralık 2016 Pazartesi

YABANCI DİLLERİN ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜNE GETİRİLERİ




 Her dilin kendine ait ritim ve ruha sahip farklı elementleri ve kendi içlerinde kültürel öğeleri vardır. Kısacası, her dil bir zenginliktir.Bundan 10 sene öncesine kadar İngilizce veya herhangi bir dili akıcı bir şekilde konuşabilmek bir zenginlik sayılırken günümüzde görüyoruz ki özellikle İngilizce bilmek Türkçe bilmek gibi doğal bir şey olarak algılanmaktadır ve ikinci hatta üçüncü diller tercih sebebi olarak gösterilmektedir. Bu noktada bize düşen İngilizceyi ana dilimiz gibi bilmektir. Bu iş için birçok uygun kurs ve hazırlık sınıfları bulunuyor.   Hazırlık sınıfları birçok öğrenci için sene kaybı olarak gözüksede ben hazırlık okumuş bir uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak azımsanmayacak bir faydasını gördüm ve şunu kesin olarak söyleyebilirim ki; bir sene kaybolmadı aksine, geriye kalan öğrenci ve mezun olduğumdaki meslek hayatıma iyi bir katkısı oldu.

Bu bölümün mezunu olarak başta Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı olmak üzere, Bakanlıklar, müsteşarlıklar, Kamu iktisadi teşebbüsleri, Kalkınma ajansları gibi görevlerde çalısma imkanına sahibiz. Bunların dışında dış ticaret alanında üst kademelerde görev alabiliriz ve son iş alanı olarak da Akademisyenliği söyleyebilirim.Bunun için yüksek lisans ve doktora süreci olacaktır ve yabancı dili olmayan uluslararası ilişkiler öğrencisi için bu söylediklerim sadece bir hayal ürününden ibarettir. Mesleki gelişimimizde İngilizce başta olmak üzere yabancı dilin önemi çok olduğu gibi kişisel hayatımızda yurtdışı gezileri ve seyahatlerinde yabancı dil bildiğimizde yapacağımız gezi çok daha keyifli hale gelecektir.

 Yabancı dil bilmek vizyon getirir, profili güçlendirir, uluslararası platformlarda daha etkin çalışmalara olanak sağlar, dünyaya açılmak AB sürecinde hızla ilerlerken hazırlık sınıflarının veya diğer yabancı dil kurslarının biz ilerde önemli yerlere gelecek olanlar için kayıp zaman değil, kazanılmış kariyer olduğunun önemini vurgulamak isterim.

Hazırlayan: Buşra ÖZDEMİR

4 Aralık 2016 Pazar

Şanghay 5'lisi(Şanghay İşbirliği Örgütü) Nedir?


Son zamanlar da siyasi gündemde olan Şanghay Beşlisi hakkında biraz bilgi edindik sizinlede paylaşalım dedik arkadaşlar :) umarım faydasını görürsünüz :) 


  • Şanghay İşbirliği Örgütü nedir?

ŞİÖ, bölgesel bir işbirliği örgütü. Ana işbirliği konusu güvenlik olan ŞİÖ, ilk olarak 1996'da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından "Şanghay Beşlisi"adıyla kuruldu. 2001'de Özbekistan'ın da katılmasının ardından adını Şanghay İşbirliği Örgütü olarak değiştirdi.

Örgütün uluslararası yapısında düzenli olarak toplanan Devlet Başkanları Konseyi ve Hükümet Başkanları Konseyi'nin yanı sıra sekretarya, Bölgesel Anti-Terör Yapısı, Dışişleri Bakanları Konseyi gibi yapılar yer alıyor.
Örgütün sekretaryası Çin'in başkenti Pekin'de, "Bölgesel Terörle Mücadele Kuruluşu" ise Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te bulunuyor.
Bugün örgütün 6 üyesinin yanı sıra 6 gözlemcisi ve 6 "diyalog ortağı" bulunuyor.
Gözlemciler; Afganistan, Belarus, Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan.
2006 yılında üyelik başvurusu yapan Pakistan ve 2014 yılında üyelik başvurusu yapan Hindistan'ın 2017'de ŞİÖ'ye üye olmaları bekleniyor.
Örgütün diyalog ortakları ise Ermenistan, Azerbaycan, Kamboçya, Nepal, Sri Lanka ve Türkiye.
ŞİÖ üyesi 6 ülke, dünya nüfusunun yaklaşık çeyreğini oluşturuyor. Buna gözlemciler ve diyalog ortakları da eklendiğinde ŞİÖ, dünya nüfusunun yaklaşık yarısını içeriyor.

  • Hangi amaçla kuruldu?


Hükümetler arası bir kurum olan nden biri, Orta Asya'daki İslamcı örgütler ve uyuşturucu ticaretiydi.ŞİÖ'nün kuruluşunda Çin ve Rusya'nın Asya'da güvenlik üzerine işbirliği yapma amacı bulunuyordu.  Örgütün güvenlik konusundaki endişeleri

ŞİÖ üyeleri, bunlara karşı birbirileriyle istihbarat paylaşımında bulunuyor, ortak askeri tatbikat düzenliyor, "suçluları" birbirlerine iade ediyor. Örgüt, Rusya ve Çin'in Orta Asya'ya yönelik politikalarını koordine etmenin bir aracı olma özelliği taşıyor. Askeri bir ittifak ise değil.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün eski direktörü Bates Gill'e göre örgütün kuruluşunda Rusya ve Çin'in ABD'nin Asya'daki olası müdahalelerine karşı ortak hareket etme isteği de vardı. Gill, Brookings Enstitüsü için yazdığı makalede, örgüte üye ülkelerin imzaladığı anlaşmalarda yer alan "Diğer ülkelerin iç işlerine 'insani müdahale' veya 'insan haklarını koruma' gerekçesiyle yapılacak müdahalelere karşı çıkmak ile ülkelerin güvenlik meselelerinde birbirlerine yardım etmesi" ifadelerinin bunun kanıtı olduğunu söylemişti.
Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Doğu Avrupa ve Orta Asya Direktörü Sacha Koulaeva ise ŞİÖ'yü "içe kapalı otoriter ülkeler kulübü" olarak tanımlıyor. Sacha Koulaeva, "Ülkelerin gizli servisleri diğer ülkere engellenmeden girip, hatta girdikleri ülkenin güvenlik güçlerinden yardım alarak 'suçlu' ilan ettikleri kişileri alıp geri götürebiliyorlar" diyor.

  • AB'den ne farkı var?


Avrupa Birliği, üye ülkelerin üzerinde yer alan bir hükümetler üstü yapıyken ŞİÖ, işbirliği için kurulmuş hükümetler arası bir yapı özelliği taşıyor.

AB'nin ekonomi, politika, güvenlik ve insan hakları konusunda bağlayıcı bir müktesebatı, üye ülkelerden parlamenterlerin temsil ediği ve yasama gücü bulunan bir meclisi, mahkemesi, marşı ve tüm üye ülkelerin bayraklarının yanında kullandığı bir bayrağı bulunurken bunlar ŞİÖ'de mevcut değil. AB'nin üye ülkeleri arasında insan, sermaye ve ürünlerin serbest dolaşımı bulunurken ŞİÖ'de bunlar da yok. AB, diğer ülkelerle de serbest ticaret anlaşması imzalayabilirken ŞİÖ üyeleri kendi aralarında bile serbest ticaret anlaşmasına sahip değil.
ŞİÖ'ye kıyasla, AB'ye daha çok benzeyen Asya örgütü ise Avrasya Ekonomik Birliği (AEB). Rusya, Kazakistan, Ermenistan, Belarus ve Kırgızistan'ın üye olduğu AEB'de insan, sermaye ve ürünlerin serbest dolaşımı bulunuyor.
2013 yılında "Türkiye hem NATO üyesi, hem de ABD'nin en yakın müttefiklerinden. ŞİÖ üyelerinin bu şartlarda Türkiye'yi tam üyeliğe kabul etmesi mümkün değil" diyen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in danışmanı Sergey Markov, bu yüzden Türkiye'nin ŞİÖ'ye değil AEB'ye üye olabileceğini söylemişti.
Kazakistan lideri Nursultan Nazarbayev de 2014 yılında Türkiye'yi AEB üyeliğine davet etmişti.

  • Neden Türkiye'nin gündeminde?


Türkiye 2011 yılındaki başvurusunun ardından 2013'te ŞİÖ'nün diyalog ortağı konumuna gelmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tarihten sonra hem başbakanlığı hem de cumhurbaşkanlığı döneminde pek çok defa Türkiye'nin Şanghay İşbirliği Örgütü'ne üye olarak kabul edilmesi karşılığında AB'ye tam üyelik başvurusunu geri çekebileceğini açıklamıştı.

Erdoğan'ın, son olarak geçtiğimiz günler de "Türkiye bir defa kendini rahat hissetmeli. 'Benim için varsa, yoksa Avrupa Birliği' dememeli. Mesela, 'Şanghay Beşlisi içerisinde Türkiye niye olmasın?' diyorum. Temenni ederim ki orada olumlu bir gelişme olması halinde, yani Türkiye'nin Şanghay Beşlisi içerisinde yer alması, bu konuda çok daha rahat hareket etmesini sağlayacaktır diye düşünüyorum"açıklaması üzerine ŞİÖ üyeliği tekrardan gündem oldu.

  • Türkiye için AB'nin alternatifi olabilir mi?


Avrupa Birliği ve Küresel Araştırmalar Derneği Başkan Yardımcısı Can Baydarol'a göre bu sorunun cevabı "Hayır".

AB'nin kendine özgü bir entegrasyon süreci olduğunu, ŞİÖ'nün ise ekonomiden ziyade siyasetle ilgili ve NATO'ya alternatif olabilecek bir oluşum olduğunu söyleyen Baydarol, "Erdoğan'ın bu konudaki mesajı ŞİÖ'nün AB'ye alternatif olarak görülmesini değil, Erdoğan'ın Batı dünyasına bir alternatif arayışını ifade ediyor, NATO'yu tartışma haline getiriyor" diyor.
Erdoğan'ın bugün NATO Parlamenterler Meclisi toplantısında ittifak üyelerine sert mesajlar verdiğini hatırlatan Baydarol, "Türkiye'nin Batı'yla entegrasyonu bırakıp ŞİÖ üyeliği yoluna girmesi çok çok zor. Türkiye'nin ekonomisi Batı'yla entegre. Bunu koparıp da yerine kısa vadede, hele böyle bir konjonktürde bir alternatif bulması olası gözükmüyor" uyarısında bulunuyor.


Kaynakça: http://www.sarizeybekhaber.com.tr/

2 Aralık 2016 Cuma

Avrupa Birliği Nedir ?

Avrupa Birliği

                         

Avrupa Birliği ya da kısaca AB, yirmi sekiz üye ülkeden oluşan ve toprakları büyük ölçüde Avrupa kıtasında bulunan siyasi ve ekonomik bir örgütlenmedir. 1992 yılında, Avrupa Birliği Antlaşması olarak da bilinen Maastricht Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi sonucu, var olan Avrupa Ekonomik Topluluğu'na yeni görev ve sorumluluk alanları yüklenmesiyle kurulmuştur. 

Avrupa Birliği, tüm üye ülkeleri bağlayan standart yasalar aracılığıyla, insan, eşya, hizmet ve sermaye dolaşımı özgürlüklerini kapsayan bir ortak pazar (tek pazar) geliştirmiştir. Birlik içinde tarım, balıkçılık ve bölgesel kalkınma politikalarından oluşan ortak bir ticaret politikası izlenir.

Avrupa Birliği, üye ülkelerini Dünya Ticaret Örgütü'nde,G8 zirvelerinde ve Birleşmiş Milletler'de temsil ederek dış politikalarında da rol oynamaktadır. Birliğin yirmi sekiz üyesinden yirmi ikisiNATO'nun da üyesidir. Schengen Antlaşması uyarınca birlik üyesi ülkeler arasında pasaport kontrolünün kaldırılmasının da arasında bulunduğu pek çok adlî konu ve içişileri düzenlemelerinde Avrupa Birliği'nin payı bulunur. Avrupa Birliği'nin temelleri 1951 yılında, altı ülkenin katılımıyla oluşturulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'na ve 1957 Roma Antlaşması'na dayanmaktadır. O dönemden bu yana, birlik yeni üyelerin katılımlarıyla boyut olarak büyümüş; var olan yetkilerine yeni görev ve sorumluluk alanları ekleyerek de gücünü arttırmıştır. Üye devletler Aralık2007'de, birliğin bugüne dek yaptığı antlaşmalar ile yasal yapısını güncellemek ve iyileştirmek amacıyla Lizbon Antlaşmasıimzalanmıştır. Lizbon Antlaşması'nın onaylanma ve işleme girme sürecinin 2008 yılı içinde olması öngörülmüşse de İrlanda'da, antlaşmanın onaylanması için yapılan halk oylamasının ilk etapta olumsuz sonuçlanması kabul sürecini geciktirmiştir. Avrupa Birliği 2012 Nobel Barış Ödülü'nü almıştır.

Türkiye Avrupa Birliğine Girerse Ne Olur? 

1-Türkçenin önemi ve değeri artacak. 

1 ocak 2016 itibariyle,Avrupa Birliği nüfus araştırmaları kapsamında AB’nin toplam nüfusunun 510.1 milyon olduğu açıklandı. 78 milyon nüfusa sahip Türkiye kabul edilirse AB nüfusu yaklaşık 588 milyon olacak bu da demektir ki Türkiye’nin katılımıyla Avrupa Birliği’nde Türkçe konuşanların sayısı yaklaşık 89 milyon olacak.

Avrupa Birliğinde konuşulan dillere bakarsak verilen sayılarda kişilerin anadilleri haricinde başka ikinci dile ve ya özel olarak öğrendikleri dillerde hesaplanıyor. Öyleyse Türkçenin Avrupa Birliği ülkelerinde yabancı dil olarak öğrenen kişileri de hesaba katmalıyız. 

Bu durumda Türkiye AB’ye katılırsa Türkçe en önemli diller arasında 4. Olacaktır.

2- Islam AB içindeki en önemli din olacak. 

Eğer Türkiye kabul edilirse AB içinde müslümanlar toplam nüfusun yaklaşık %25’ini oluşturacak. AB bu sayede müslüman bir ülkeyi arasında istemeyen hristiyan kulübü görüntüsünden kurtulacaktır. Kısaca batı islâmî tanımış olacaktır.Bu da islam dünyasının Avrupaya bakışını etkileyecektir.


AB TURKİYEYE NE GIBI FAYDALAR SAĞLAR ?

Özellikle ekonomik ve sosyal alanlarda yapılan reformlarla birlikte hayat standartlarının daha üst seviyeye çıkması,sağlık alanında gelişmeler. Avrupa Birliğine üye ülkelere vizesiz giriş hakkıda doğuyor. Bu durum sadece turistik amaçlı değil o ülkede çalışma hakkınıda sunuyor. AB’nin belirlenen 2017 yılı bütçesi 157.9 milyar olacaktır. Bu bütçenin bir kısmı bölgeler arası uyum için ayrılır. Buradaki amaç daha az gelişmiş ülkelere parasal destek sağlamaktadır. Türkiye AB’ye girerse bu bütçeden destek alacaktır. Ayrıca Türkiye’ye Avrupadan daha fazla yatırım olacak ve bu da ekonomiyi canlandıracaktır. 


KAYNAKÇA: Bilgibirikimi.net,devleti.com,vikipedi 

  Hazırlayan: Fatmanur Acar



1 Aralık 2016 Perşembe

Uluslararası İlişkiler Nedir ?


Merhaba arkadaşlar bir çoğunuzun kafasında belki de hala varolan nedir bu Uluslararası İlişkiler? Sorusunu bu yazımızda biraz da olsa gidermeyi amaçladık. 

Uluslararası İlişkiler Bölümü Nedir? 


Uluslararası İlişkiler Bölümü Tanıtımı:
Dünya devletlerinin oluşturduğu uluslararası sistemin; tarih, siyasi, ekonomik ve hukuki yapısı, işleyişi gibi konularda, Türkiye’nin bu sistem içindeki yerine ve dış ilişkilerine özel ağırlık verilerek eğitim yapılır. Başta Dışişleri Bakanlığı olmak üzere, Maliye Gümrük, Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi bakanlıklarda, özel şirketlerde, çeşitli kitle haberleşme kuruluşlarında ve uluslararası bankalarda çalışılabilir.
Programın Amacı: 
Bu programda dünya devletlerinin oluşturduğu uluslararası sistemin tarihi, geçirdiği evreler, sistemin siyasi, ekonomik ve hukuksal yapısı, işleyişi gibi konularda, Türkiye’nin bu sistem içinde yerine ve dış ilişkilerine özel ağırlık verilerek eğitim yapılır.
Programda Okutulan Belli Başlı Dersler: 
Uluslararası ilişkiler programında uluslararası ilişkiler, Türk dış politikası, devletler hukuku, siyasal tarih, siyaset bilimi, toplum bilim, ekonomi gibi dersler okutulur.
Gereken Nitelikler: 
Bu bölüme girmek isteyenlerin düşüncelerini söz ve yazı ile en etkin biçimde iletebilen, tarih, sosyoloji, psikoloji, hukuk, ekonomi alanlarına ilgi duyan, en az bir yabancı dili iyi bilen, insan ilişkilerinde başarılı kimseler olmaları gerekir. Bu bölümde diplomasi alanına uzman yetiştirildiği düşünülürse, bu mesleğin üyesi olacak bir kimse için, temsil niteliğine ve genel kültüre sahip olma ve insan ilişkilerinde başarılı olma, aranan en önemli niteliklerdir.
Mezunların Kazandıkları Ünvan ve Yaptıkları İşler: 
Uluslararası ilişkiler bölümünü bitirenler açılan sınavlarda başarı gösterirlerse diploması alanında çeşitli ünvanlarla görev alabilir. Diplomat, devletin bir başka ülkede temsilcisi olup kendi ülkesi ile gönderildiği ülke arasındaki ilişkileri yürütür. Temsil görevini yürüttüğü ülkenin hükümeti ile kendi hükümeti arasındaki diplomatik ilişkileri düzenler. Mezunlar diğer siyaset bilimi mezunlarının çalıştıkları alanlarda, onların yaptıkları görevleri yapabilirler. Yerel ve uluslar arası bankalarda ticari işlemler yürütürler.
Çalışma Alanları: 
Üniversitelerin bu bölümlerini bitirenlerin çalışabilecekleri alanlar oldukça çeşitlidir. En önemli çalışma alanları arasında, başta Dışişleri Bakanlığı olmak üzere Maliye ve Gümrük Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı gibi devlet daireleri, özel şirketler ve çeşitli kitle haberleşme kuruluşları ve uluslararası bankalar sayılabilir.

Kaynak: derszamani.net